Hekimlik Ve Yasalar
Hekimlik Ve Yasalar

Hekimlik, ciddi sorumluluk ve riskler taşıyan bir meslektir. Bu mesleği gereğiyle yapabilmek, sadece hekimin tıbbi görevlerinin tam olması yanında hukuksal açıdan da eksik ve hatasız olmasını gerektirir. Bunun olabilmesi de, ancak, hekimin kendisini ilgilendiren yasaları iyi bilmesiyle mümkündür. Hekim, yasalarla belirlenen yetki ve sorumluluklarını iyi bilirse, mesleğini de tam ve hukuka uygun olarak sürdürebilir. Ülkemizin bir hukuk devleti olması, hasta haklarında özellikle son yıllarda kaydedilen gelişmeler, hukuk alanında yine son yıllarda yapılan değişiklikler bu konunun ciddi anlamda takibini gerektirmektedir.

Özlem EREL*Serpil AYDIN DEMİRAĞ**

*Yard. Doç. Dr.,
Adli Tıp Anabilim Dalı,Adnan Menderes Üniversitesi,AYDIN

**Doç. Dr.,
Aile Hekimliği Anabilim Dalı,Adnan Menderes Üniversitesi, AYDIN

1-HEKİMİN YETKİ ve SORUMLULUKLARI
GİRİŞ
Hekimlik, ciddi sorumluluk ve riskler taşıyan bir meslektir. Bu mesleği gereğiyle yapabilmek, sadece hekimin tıbbi görevlerinin tam olması yanında hukuksal açıdan da eksik ve hatasız olmasını gerektirir. Bunun olabilmesi de, ancak, hekimin kendisini ilgilendiren yasaları iyi bilmesiyle mümkündür. Hekim, yasalarla belirlenen yetki ve sorumluluklarını iyi bilirse, mesleğini de tam ve hukuka uygun olarak sürdürebilir. Ülkemizin bir hukuk devleti olması, hasta haklarında özellikle son yıllarda kaydedilen gelişmeler, hukuk alanında yine son yıllarda yapılan değişiklikler bu konunun ciddi anlamda takibini gerektirmektedir. Bu yazıda, hekimin yasal yetki ve sorumluluklarına değinerek bu konuya ilgi çekmeyi ve pratik açılardan bilgi vermeyi amaçladık.

HASTA-HEKİM "SÖZLEŞMESİ"
1948 tarihinde yayınlanan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde tüm insanların özgür, onurlu, hakları bakımından eşit doğdukları belirtilir. Yaşam hakkı, insan haklarının içerdiği temel hakların başında gelmektedir. Yaşama başladığı andan itibaren özel bakım gerektiren insanın, bu bakımdan mahrum kaldığı durumlarda yaşama hakkı tehlikeye girer. Bu dönemde insan, yaşamını devam ettirmek, yeniden yeterli hale gelebilmek için tıbbi yardıma ihtiyaç duymaktadır. Hekim, hastasını kabul ettiği andan itibaren, hasta ve tedavisiyle ilgili tüm süreçleri doğru şekilde, ilgili hukuki düzenlemeleri ve etik durumları göz önüne alarak yerine getirmeyi üstlenir. Bu nedenle hekim, uzmanlık alanı ile ilgili tıbbi bilgilerin yanında kendisini ve mesleğini ilgilendiren hukuk bilgilerine de sahip olmalıdır. Türk Ceza Kanunu’na göre kanun bilmemek mazeret değildir. Dolayısıyla hekimlerin kendileri ile ilgili yasaları bilmemeleri, onları sorumluluklarından kurtarmamaktadır. Hekimlerin görev ve sorumlulukları ile tıbbi uygulamalar hakkında bilmesi gereken kurallar ve düzenlemeler çeşitli ulusal ve uluslar arası belgelerde yer almaktadır:
1-1982 Anayasası
2-Türk Ceza Kanunu
3-Ceza Muhakemesi Kanunu
4-1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun
5-1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu
6-Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi
7-657 sayılı Devlet Memurları Kanunu
8-2238 sayılı Organ ve Doku alınması, saklanması ve nakliye hakkında Kanun
9-Özel Hastaneler Kanunu
10-Tıpta Uzmanlık Tüzüğü
11-Hasta Hakları Yönetmeliği
12-Hekimlik Meslek Etiği Kuralları
13-6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu
14-25446 sayılı Türk Tabipler Birliği Disiplin Yönetmeliği
Mevcut belgelerin hiç birinde hekimlerin sorumluluklarını düzenleyen özel hükümler bulunmamakta, ortaya hukuki sorun çıktığında hukukun genel nitelikteki hükümleriyle çözümlenmektedir.
Hasta ile hekim arasında olan durum, bir tür vekalet sözleşmesidir. Bu sözleşme ile hekim, sonucun iyi olacağını taahhüt etmemekte, hastanın sağlığını korumak veya düzeltmek için elinden geleni yapacağına dair garanti vermektedir. Bunun tek istisnası ise, hekimle hasta arasında "eser sözleşmesi" olan estetik ameliyatlar gibi kozmetik amaçlı uygulamalardır (1).
Hekim sorumluluğunda başlıca hükümlerden biri Anayasa’mızın 17.maddesidir. Bu maddede "Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkında sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz, rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." olduğu belirtilmektedir. Yani, hekim tıbbi zorunluluk ve rızası dışında hastaya herhangi bir müdahalede bulunamaz. Tıbbi müdahale ise, kişinin vücut bütünlüğünü ve kendi geleceğini belirleme hakkını etkileyen bir davranış olduğundan, ilk planda, bu davranışın bir suç oluşturup oluşturmadığı incelenmelidir. Tıpta genel kabul görmüş kurallara göre yapılan ve başarıya ulaşan müdahaleler bile, hastanın özgürlüğünün kısıtlanmasından vücut bütünlüğünün kalıcı olarak zarar görmesine kadar çeşitli riskler içermektedir. İstenilen sonucun alınamaması durumunda, hastanın sağlığına ve vücut bütünlüğüne yönelik kalıcı zararlar ve hatta ölüm bile söz konusu olmaktadır.

HUKUKA UYGUNLUK
Hekim müdahalesinin hukuka uygun sayılabilmesi için üç temel şart vardır. Bunlar;
1- endikasyon,
2- hastanın aydınlatılmış rızası ve
3- hekim müdahalesinin uzmanlığın gerektirdiği şekilde ve özen yükümlülüğüne uygun şekilde gerçekleştirmesidir (2).
Hekimin yaptığı her türlü tıbbi girişim öncesi hastadan onam alınması, etik açıdan olduğu kadar uygulamanın hukuka uygunluğunun sağlanması açısından da önemli bir ön koşuldur.
Diğer bir durum ise hastayla ilgili tıbbi bilgilerin kaydedilmesidir. Tıbbi kayıt bir zorunluluktur. Hastayla ilgili tıbbi bilgilerin hasta kartına, yatırılarak tedavi edilmiş ise hasta dosyasına ayrıntılı olarak kaydedilmesi, hastanın sonraki takipleri açısından olduğu kadar, istenen adli raporların hazırlanması sırasında da önemli bir başvuru noktası olacaktır.

HEKİM SORUMLULUKLARI
Hekimlerin yasalar karşısındaki sorumlulukları 4 ana başlıkta toplanabilir;
1-Cezai sorumluluk: Yaralama veya ölüme neden olan durumlarda taksirli suçlar adı altında değerlendirilir. Asliye Ceza Mahkemeleri tarafından incelenir. Hekim sorumluluğunun yasal anlamda koşulları şunlardır;
1-Fiilin hukuka aykırı olması
2-Zararın doğmuş olması
3-Kusurlu bir davranışın bulunması
4-Zarar ile sonuç arasında uygun nedensellik bağı bulunması (3).
Yasadaki tanıma göre kişinin ön gördüğü sonucu istememesine karşın sonucun meydana gelmesi halinde "taksir" vardır. Hekimin öngörülmesi gereken sonucu ön göremeyişi "basit taksir", sonucu öngörmesine karşın kendine güvenerek aktif ya da pasif olarak olumsuz sonuca yol açması "bilinçli taksir" olarak kabul edilmektedir, basit taksire oranla daha ağır ceza ön görülmüştür. Sağlık çalışanlarının esas olarak bilinçli taksirle hareket ettiği düşünülmez ve hiçbir hekimden meslek ve etik dışı hareket etmesi beklenmez. "Kast" ise, daha ağır bir durumdur. Olası kast hekimler açısından son derece tehlikeli bir durumdur. Bir hekimin, ölürse ölsün, sakat kalırsa kalsın düşüncesi ile hareket etmesi ve sonuca doğrudan doğruya istemese de rıza göstermesidir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda, hekimin cezai sorumluluğu ile ilgili üç madde bulunmaktadır. Bunlar;
Madde:83 Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi
(1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir.
(2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin;
a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması,
b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması gerekir.
(3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hallerde ise, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi ceza da indirim de yapılabilir.
Madde:85 Taksirle öldürme
(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Madde:89 Taksirle yaralama
(1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç yıldan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
(2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;
a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
b) Vücudunda kemik kırılmasına,
c) Konuşmasında sürekli zorluğa,
d) Yüzünde sabit ize,
e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına,
Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında arttırılır.
(3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;
a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,
b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli yitirilmesine,
c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
d) Yüzünün sürekli değişikliğine,
e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine,
Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat arttırılır.
(4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(5) Bilinçli taksir hali hariç olmak üzere, bu maddenin kapsamına giren suçların soruşturulması ve kovuşturulması, şikayete bağlıdır.
Bir diğer önemli konu, Türk Ceza Kanunu’nun 280.maddesinde belirtilmiş olan, "görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmeyen veya bu hususta gecikme gösteren sağlık mesleği mensubu bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" hükmüdür.
Hekimin yetkili makamlara bildirmesi konusu da oldukça önemlidir. Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda ihbar ve şikayetin nasıl ve nereye yapılacağı şu şekilde belirtilmektedir;
(1) Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına,
(2) Valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan ihbar veya şikayet, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına,
(5) İhbar veya şikayet yazılı veya tutanağa geçirilmek üzere sözlü olarak yapılmalıdır.
2-Hukuki sorumluluk: Hekimin kusuruyla ortaya çıkan zarar arasında nedensellik ilişkisi varsa, hekim cezadan ayrı olmak üzere maddi veya manevi tazminat yönünden de sorumlu tutulabilir (4,5).
3-İdari sorumluluk: Kamu veya özel kurum içi yapılan soruşturmadır. Devlet memurlarını ilgilendiren yasa, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu iken üniversitede görev yapan akademik personeli ilgilendiren yasa ise 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu ve bununla ilişkili olarak "Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği"dir. Bu yasalar, uyarı, maaş kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması, kurumdan ihraç gibi cezaları içerir.
4-Mesleki sorumluluk: Tabipler Odası ve Onur Kurulu tarafından değerlendirilir. Hekim, kusuruna göre uyarı, para cezası, 15 gün ila 6 ay arasında meslekten men cezasına çarptırılabilirler. Bu kararların temyiz mercii Yüksek Onur Kurulu’dur. Türk Tabipler Birliği Disiplin Yönetmeliği’nde hekimlik uygulamaları ile ilgili olarak hekimlerin disiplin suçu olarak kabul edilen kusurlu eylemleri;
a) Deontolojiye aykırı davranmak,
b) Yasa ve tüzüklere uymamak,
c) Haksız çıkar sağlamak,
d) Hasta haklarını ihlal etmek şeklinde tanımlanmaktadır.

SONUÇ
Hekimlik zor ve riskli bir meslektir. Hekimlerin sahip olması beklenen sorumluluk duygusu, dikkatli olmayı, tedbirsizlik yapmamayı, yönetmeliklere uymayı gerektirmektedir. Yapılan mesleki hataların yanında, yapılması gereken bir müdahalenin yapılmaması da suçtur. Dolayısıyla, hekimler ceza korkusu ile gereken yardım ve tedaviyi yapmaktan çekinmemelidir. Hekimin yetki ve sorumluluklarını tam olarak bilmesi, mesleği ve uygulamalarıyla ilgili yasaların farkında olması ve bu konudaki yenilikleri takip etmesi, hekimi birçok hukuki problemden kurtaracaktır.


2-TIBBİ UYGULAMA HATALARI (MALPRAKTİS)
GİRİŞ
Hekimlik mesleği, çalışma alanının insan vücudu olması ve insan üzerinde her türlü uygulamayı kapsaması nedeniyle diğer meslek gruplarından farklı bir yaklaşım gerektirmektedir. Bu nedenle kurallar ve belli prosedürler çerçevesinde bilimsel doğrulara bağlı uygulamaların yapılması şarttır. Tıp etiğinin en başta gelen ilkelerinin "önce hastaya zarar vermemek" ve "yararlı olmak" olduğu unutulmamalıdır.
Eski çağlardan bugüne kadar ulaşan bazı belgelerde Babil, Sümer, Hitit, Yunan ve Roma’da hekim sorumluluğu ve cezalar hakkında kurallar olduğu görülmektedir (1). Türk toplumunda da tarih boyunca kanunlarla çeşitli düzenlemeler yapılmıştır.
Amerikan Cumhurbaşkanlarından James Garfield 1881’de suikast sonucu vurulduktan sonra tıbbi uygulama hatası kurbanı olmuştur (1). İngiliz yasa sisteminde hastasını ihmal eden hekime verildiği bilinen ilk ceza 1901 tarihindedir. ABD başta olmak üzere, İngiltere, Kanada gibi ülkelerde de, tıbbi uygulama hataları, ve bunlara karşı yüksek tazminat cezaları 1970’lerin sonundan itibaren büyük bir hızla gündeme gelmiştir.
Dünya Tabipler Birliği’nin 1992 yılında yapılan 44.Genel Kurulu’nda kabul edilen bildirgesine göre; tıbbi uygulama hataları "hekimin tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan zarar" şeklinde tanımlanmış olup, tıbbi bakım ve tedavi sırasında görülen ve hekimin hatası olmayan durumlardan ayırt edilmesi gerektiği vurgulanmıştır (2). Türk Tabipler Birliği Etik İlkeleri, 13. maddeye göre; "Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeni ile bir hastanın zarar görmesi "hekimliğin kötü uygulaması" anlamına gelir.
Tıbbi Hizmetlerin Kötü Uygulamasından Doğan Sorumluluk Kanunu Tasarısında Tıbbi Kötü Uygulama; "sağlık personelinin kasıt veya kusur veya ihmal ile standart uygulamayı yapmaması, bilgi ve beceri eksikliği ile yanlış veya eksik teşhiste bulunması veya yanlış tedavi uygulaması veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan ve zarar meydana getiren fiil ve durumu" olarak tanımlanmaktadır.

"Malpraktis" Kavramı
Her türlü tıbbi uygulamanın bir takım riskleri vardır. Hekim, hastanın bilgisi dahilinde (aydınlatılmış onam) olursa, bu zararların ortaya çıkmasından sorumlu değildir Hukuk alanında, hekimler ve diğer sağlık personeli çalışmalarını "izin verilen risk" kavramı çerçevesinde yerine getirirler. Bunun tıbbi karşılığı "komplikasyon"dur. Tedbirsizlik, dikkatsizlik ise, tıbben "malpraktis" olarak değerlendirilmektedir. Dikkatsizlik, yapılmaması gerekeni yapma; tedbirsizlik, önlenebilir bir tehlikenin önlenmesinde gösterilen kusurluluktur. Unutmak da bir tedbirsizliktir. (1,3)
Tıbbi uygulamadan kaynaklanan zararlara "iyatrojenik zarar" adı verilir. Ortaya çıkan zarar, "tıp biliminin bugün ulaştığı bilimsel ve teknik düzeyi, uygulamanın yapıldığı ortamın koşulları, uygulamayı yapanın eğitim düzeyi göz önünde bulundurulduğunda, aynı ortam koşullarında, aynı yetkinlik düzeyinde bir hekimin göstermesi gereken özen gösterildiği halde" öngörülemeyecek bir sonuçsa, bu istenmeyen bir sonuçtur ve hekimin bunda sorumluluğu yoktur (1).

Bilirkişilik
Hastada bir zarar ortaya çıktığında, bunun tıbbi uygulamadan kaynaklanıp kaynaklanmadığını, uygulamanın kusurlu olup olmadığını belirleme görevi, resmi bilirkişilerindir. Ülkemizde bilirkişilik yapan kurumlar ise şunlardır:
1- Yüksek Sağlık Şurası
2- Adli Tıp Kurumu
3- Üniversitelerin Adli tıp ve diğer ilgili Anabilim Dalları
4- Uzmanlık Dernekleri (4,5)
Adli Tıp Kurumu’nda tıbbi uygulama hatalarına ilişkin dosyalar incelenirken, öncelikle müdahalenin hukuka uygun olup olmadığının araştırıldığı, sonra sırasıyla, ortaya çıkan zararın tespiti, zararın sağlık personelinin davranışı ile illiyeti, illiyet varsa hata mı komplikasyon mu ayırımının yapılması, komplikasyon ise öngörülerek gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı, önlem alınmasına rağmen komplikasyon ortaya çıkmışsa uygun şekilde tedavisinin yapılıp yapılmadığının incelenmesi gerekmektedir (6). Tıbbi sorumluluk davaları açısından en riskli alanlar kadın hastalıkları doğum alanı başta olmak üzere, anestezi ve ortopedidir. Başlıca şu tip hataların meydana geldiği görülmektedir:
1- İletişim eksiklikleri ve kayıt hataları
2- Yetki sınırlarının aşılması ve konsültasyon
3- Aydınlatma ve onam
4- Tanı hataları
5- Hatalı karar
6- Girişim hataları ve teknik hatalar
7- Terk etme ve özen eksikliği (1).

Yasalarda "Malpraktis"
Hekimler meslekte bir kusur yapmaları halinde cezadan ayrı özel hukuk yönünden de sorumlu olurlar. Ceza hukukunda hukuka aykırılık, devletin cezalandırma hakkının kullanılması; özel hukukta ise, zarar görenin zararının tazminiyle sonuçlanmaktadır. Bir kimseyi bile bile ya da ihmal yoluyla zarara uğratan kişi bu zararı ödemekle yükümlüdür. Buna göre çeşitli yasalarda malpraktis kavramıyla ilgili çeşitli maddeler aşağıda örneklenmiştir:

- Türk Ceza Kanunu; MADDE 98. Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi
(1) Yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hâl ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmeyen ya da durumu derhâl ilgili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesi durumunda, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
Hastanın bir tedavi ve ameliyat için usulüne uygun olarak rızası alınmış olsa bile ameliyat ve tedavi hatalı olursa yani doktorun dikkatsizliği ve tedbirsizliği ya da meslek ve sanatta aşikar acemiliği sonucu bir kusur kalırsa hasta şikayet edebilir ve dava açabilir (3).

- Hasta Hakları Yönetmeliği MADDE 25
Kanunen zorunlu haller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere hasta, kendisine uygulanması planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddetmek veya durdurulmasını istemek hakkına sahiptir. Bu halde, tedavinin uygulanmamasından doğacak sonuçların hastaya veya kanuni temsilcilerine veyahut yakınlarına anlatılması ve bunu gösteren yazılı belge alınması gerekir.




- Yataklı Tedavi Kurumları Yönetmeliği MADDE 57
Acil vakalara gereken tedavi ve yardımın derhal yapılmasını gerektirir. Gelen hasta gönderilir ve o kişi bu travma ya da olay sonucu ölürse yatırmayan hekim sorumludur. Böyle bir kişiyi hekim "yerim yok" diye gönderse bile sorumludur.

"Sigorta"lansak da mı….?
Hekimlerle ilgili olarak zorunlu tıbbi hata sigortasının gündemde olduğu bir gerçektir. Tıbbi uygulama hatası kavramının günümüzdeki biçimiyle modern tıbbın gündemine girmesi 1970’lerin sonunda tanımlanmıştır. 1975 yılından sonra, özellikle ABD’de olmak üzere, hekimler kendilerini sigorta ettirmeye başlamıştır. Ülkemizde de sigorta sisteminin yaygınlaştırılması, tazminat ödemelerinde yaşanan zorlukları ortadan kaldıracaktır. Tıbbi uygulama hataları nedeniyle verilen zararların tazmini esas olmakla birlikte, önemli olan tıbbi hizmetlerde kaliteyi arttırmak ve bunun sonucunda hataların ortaya çıkmasını önlemek en doğru yoldur. Bunun için sağlık kurum ve kuruluşlarında sürekli eğitimlerin verilmesi ve temel prensiplerin ortaya konulması, bunun yanında sağlık alanında yasal düzenlemelerin bir an önce tamamlanması gerekmektedir.


Kaynaklar:
1-Polat O. Tıbbi Uygulama Hataları. Seçkin Yayıncılık. Ankara, 2005.
2-Hakeri H. Sorularla Ceza Hukuku. Türkiye Barolar Birliği Yayınları:94. Ankara Eylül, 2005.
3-Koç S, Yorulmaz C. Hekimin Yasal Sorumlulukları, “Adli Tıp I” içinde, (Editörler: Soysal Z, Çakalır C. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yayınları, Rek. No:4165, Fak. No:224, İstanbul, 1999; 45-60.
4-Öztürkler C. Hukuk Uygulamasında Tıbbi Sorumluluk, Teşhis, Tedavi ve Tıbbi Müdahaleden Doğan Tazminat Davaları. Seçkin Yayıncılık. Ankara, 2003.
5-Erman B. Ceza Hukukunda Tıbbi Müdahalenin Hukuka Uygunluğu. Seçkin Yayıncılık. Ankara, 2003.
6-Sütlaş M. Tıbbi Yanlış Uygulama (Malpractis) ve Mesleki Mesuliyet (Sorumluluk) Sigortası Üzerine bazı Saptamalar. http://www.hastahaklari.org/dokuman.htm. (Erişim tarihi: 10.07.2009).
7-Hancı İH. Malpraktis. 2.Baskı, Ankara: Seçkin Yayınları; 2005.
8-Koç, S. İstanbul Tabip Odası’na Başvuran Tıbbi Uygulama Hataları; “Yeni Yasalar Çerçevesinde Hekimlerin Hukuki ve Cezai Sorumluluğu, Tıbbi Malpraktis ve Adli Raporların Düzenlenmesi” Kitabı içinde (Editörler: G.Çetin, C.Yorulmaz), İ. Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri Sempozyum Dizisi No: 48, 2006, 70-81.
9-Yorulmaz C, Kır Z, Ketenci Ç. Tıbbi Uygulama Hataları ve Bilirkişilik. “Yeni Yasalar Çerçevesinde Hekimlerin Hukuki ve Cezai Sorumluluğu, Tıbbi Malpraktis ve Adli Raporların Düzenlenmesi” Kitabı içinde(Editörler: G. Çetin, C. Yorulmaz), İ. Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri Sempozyum Dizisi No: 48, 2006, 70-81.55-81.
10-Birgen N. Tıbbi Uygulama Hatalarına Adli Tıp Açısından Yaklaşım. ANKEM Dergisi 2006;20(Ek 2):20-5.

Lütfen Bakınız: www.a-hekim.tv/index.php

Yayınlanma: 24.07.2010 | Güncellenme: 29.07.2010 | Görüntülenme: 314
    Yorum Abonelik
    Oyla!
    Etiket Ekle
    Etiket:

    Kullanıcı:
    Parola:
    Yeni Üyelik Parola Hatırlat
    Ana Sayfa | Hakkımızda | İletişim | Kullanım Şartları | Gizlilik Politikası



    radyo dinle hastane aşı takvimi podcast kongre kongre sempozyum duyuruları